Villa Borghese – Roma’nın Büyük Parkı

New York Central Park’a ve Roma, ünlü Roma kentindeki en büyük halka açık park olan Villa Borghese’ye haizdir. Amerikan mevkidaşı New York’un acelesi olduğu gibi, Villa Borghese, Roma’nın kaotik kentsel gürültüsünün doğal bir sığınağı.

Parkta ilginç müzeler, zarif heykeller, çeşmeler, geniş çizgiler ve hatta hoş bir suni göl bulunur. Bu ünlü İtalyan şehrini keşfetmeye geldiğinizde mutlaka ziyaret etmek gerekir. Ortalama 148 hektarlık (80 hektar) uzanan Villa Borghese, ilk olarak 16. Yüzyılda bağ olarak başladı. Daha sonra, Kardinal Scipione Borghese iyi düzenlenmiş bir parka dönüştürdü. 1903 senesinde park, özel aile sahiplerinden Roma kenti tarafından satın alındı.

Parkın şu anki pavyonlarının bir kısmı, 1911 Dünya Fuarı’na katılan ülkeler tarafınca inşa edildi. Binalarla temsil edilen ülkelerin örnekleri içinde, İngiliz Okulu tarafınca parktaki tüm yapıların en etkileyici olduğu düşünülen Mısır, İsveç, Belçika, Romanya, Hollanda ve Büyük Britanya bulunmaktadır.

Ünlü galerilerini ve müzelerini keşfetmek için vakit ayırmazsanız, bu ünlü parka bir ziyaret tamamlanmış sayılmaz. En dikkate değerlerinden biri Museo e Galleria Borghese’dir. Bu müze, bazıları Bernini ve Canova şeklinde ünlü heykeltıraşların eserleri olan fantastik heykel koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Bernini’nin ‘Proserpina’yı Pluto’nun Kaçırması’ başyaratıı, sanat sevenleri hakikaten büyüleyecek bir heykel. Bu müzede, sergide Raphael, Titian ve Rubens’in görkemli tablolarını da bulabilirsiniz.

Yaşamaya değer başka bir müze, 1911 Dünya Fuar alanı çevresinde bulunan Galleria Nazionale d’Arte Moderna’dır. Müze, 19. Ve 20. Yüzyıllarda oluşturulan resimleri gururla sergiliyor. Bu eserlerin çoğu İtalyan sanatçılar tarafınca boyandı. Daha sonraki bir döneme geri dönmek istiyorsanız, Roma’nın her yerinde kazılmış olan Roma öncesi Etrüsk eserlerinden etkilenebileceğiniz yakındaki Galleria Nazionale d’Arte Moderna’ya gidin. Müze galerisi, Papa Julius II’nin eski bir yazlık evi olan 16. Yüzyıldan kalma Villa Giulia ile doludur.

Parkın kalbi, 18. Yüzyılda Antonio Asprucci tarafınca tasarlanan devasa suni göldür. Gölün ortasında Aesculapius Tapınağı tarafınca işgal edilen yapay bir ada bulunmaktadır. Adaya ve tapınağa çok yakın olmak mükemmel bir tekne gezisi yaparak mümkün. Tarih meraklıları için park, bazıları neoklasik tasarımlara haiz bir dizi tarihi bina sunmaktadır. Görmeye değer yapılara örnek olarak Casino Giustiniani, Graziano Kumarhanesi ve Meridiana verilebilir. Binalar sizi etkilemek için yeterli değilse, parkın ayrıca bir Botanik bahçesi, Piazza di Siena’da bir amfitiyatro ve arco di Settimio Severo isminde zarif bir 18. Yüzyıl kemeri vardır. Ufak çocuklu ailelerin ziyareti Raphael’in oyun odasındaki Casino’da ve Biopark’ta durabilir.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*